<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Kadın hastalıkları</title>
	<atom:link href="http://www.kadinhastaligi.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadinhastaligi.com</link>
	<description>kadın hastalıklarının bilgi hattı</description>
	<pubDate>Wed, 28 May 2008 23:19:01 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Yaşlılık Döneminde Damar Hastalıkları</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilik-doneminde-damar-hastaliklari.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilik-doneminde-damar-hastaliklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 23:19:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşlılıkta Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>

		<category><![CDATA[akut arteriyel]]></category>

		<category><![CDATA[akut arteriyel tıkanma]]></category>

		<category><![CDATA[arterit]]></category>

		<category><![CDATA[arterit (atar damar iltihabı)]]></category>

		<category><![CDATA[arteriyel]]></category>

		<category><![CDATA[atar damar]]></category>

		<category><![CDATA[atar damar iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[atardamar]]></category>

		<category><![CDATA[baldır bölgesi]]></category>

		<category><![CDATA[baldır venleri]]></category>

		<category><![CDATA[Damar Hastalıkları]]></category>

		<category><![CDATA[flebit]]></category>

		<category><![CDATA[flebit(toplar damar iltihabı)]]></category>

		<category><![CDATA[gangren]]></category>

		<category><![CDATA[Hissizlik]]></category>

		<category><![CDATA[iliofemoral]]></category>

		<category><![CDATA[iliofemoral tromboSoğukluk]]></category>

		<category><![CDATA[lenfanjit]]></category>

		<category><![CDATA[lenfanjitde]]></category>

		<category><![CDATA[Nabız yokluğu]]></category>

		<category><![CDATA[siyanoz]]></category>

		<category><![CDATA[Solukluk]]></category>

		<category><![CDATA[toplar damar]]></category>

		<category><![CDATA[toplar damar iltihabı]]></category>

		<category><![CDATA[Toplardamar]]></category>

		<category><![CDATA[Toplardamar Hastalıkları]]></category>

		<category><![CDATA[tromboflebitte]]></category>

		<category><![CDATA[venöz]]></category>

		<category><![CDATA[yara açılması]]></category>

		<category><![CDATA[yara açılması ve gangren]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşlılık Döneminde Damar Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=686</guid>
		<description><![CDATA[Kan vücutta damarlar içerisinde dolaşır.Akciğerlerde temizlenen kan kalbin sol tarafına gelir ve buradan kalbin kasılması ile atardamar sistemine geçer.Kapiller adı verilen ve doku içerisinde yer alan çok ince damarlarda oksijen ve diğer besin maddeleri dokulara geçer,buralarda kullanılır ve sonra toplardamar sistemi aracılığı ile karbondioksit ve metabolizma artıklarını içeren kirli kan sağ kalbe gelir.Buradan da akciğerlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kan vücutta damarlar içerisinde dolaşır.Akciğerlerde temizlenen kan kalbin sol tarafına gelir ve buradan kalbin kasılması ile atardamar sistemine geçer.Kapiller adı verilen ve doku içerisinde yer alan çok ince damarlarda oksijen ve diğer besin maddeleri dokulara geçer,buralarda kullanılır ve sonra toplardamar sistemi aracılığı ile karbondioksit ve metabolizma artıklarını içeren kirli kan sağ kalbe gelir.Buradan da akciğerlere atılarak temizlenir ve bu işlem yaşam boyu tekrarlanır.</p>
<p><strong><span style="color: #4c91bb;">Damar hastalıkları:<br />
</span>- arteriyel (atardamar) ,<br />
- - venöz (toplardamar) ,</strong> <span id="more-686"></span><br />
- lenfatik (çok ince ,besin taşımaya yardımcı damarlar) sistemi tutan ve birbirinden farklı ve iyi tanımlanabilen klinik tablolara neden olan hastalıklardır. İyi bir öykü alınması ve fizik muayene ile büyük kısmına doğru tanı konulabilmektedir.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Atardamar Hastalıkları<br />
</span></strong>Ortalama yaşam süresinin uzamasına bağlı olarak yaşlılarda arterioskleroz (damar sertliği) gelişme ve belirti veren damar hastalığı görülme sıklığında da artış olmaktadır. Damar hastalığı olan yaşlılarda sıklıkla kalp ve beyin damarlarında da hastalık bulunmaktadır.<br />
Yaşın ileri oluşu, diabetes mellitus (şeker hastalığı) ve sigara içmeye devam edilmesi de hastalığın seyrini olumsuz yönde etkilemekte ve risk faktörlerinin üst üste eklenmesi ile damar hastalığı olanların ölüm riski de artmaktadır. Yapılan araştırmalar damar hastalığı olan kişilerin genel topluma oranla beklenen yaşam sürelerinin 10 yıl daha kısa olduğunu göstermiştir</p>
<p>Bacakları tutan atar damar hastalığında esas belirti çoğunlukla ağrıdır. Aralıklarla ortaya çıkan ağrı genellikle intermittent klodikasyon (İK) olarak isimlendirilir ve hareket veya yol yürüme ile meydana gelir . 65 yaş üzerindeki kişilerde % 2 oranında görülür. İntermitten klodikasyon olanlarda çevrel damar hastalığı olmayanlara oranla ölüm riski 2 kat, beraberinde koroner arter hastalığı da olanlarda 3 kat artmaktadır.<br />
Devamlı ağrı ise:<br />
<strong>- akut arteriyel tıkanma ,<br />
- yara açılması ve gangren ,<br />
- arterit (atar damar iltihabı),<br />
- flebit(toplar damar iltihabı) veya<br />
- lenfanjitde olur.</strong></p>
<p>Yaşlı hastalarda ağrı kendini daha farklı şekillerde de gösterebilir. Örneğin hasta intermitten klodikasyon yerine bacaklarında gerginlik hissi , soğukluk veya duyu azalması yakınması ile de başvurabilir. 70 yaşın altındakilerde intermitten klodikasyon , üstündekilerde ise gangren görülme oranının daha yüksek olduğu gösterilmiştir.<br />
Koroner ve çevrel damar hastalıklarının gelişmesinde aynı risk faktörleri etkili olduğu için sıklıkla ikisi bir arada bulunur.<br />
Damar hastalığına bağlı olarak efor kapasitesinin kısıtlı oluşu koroner arter hastalığının uzun süre sessiz kalmasına neden olabilir. Aynı anda koroner ve periferik anjiografi yapılan 100 yaşlı hastanın incelenmesinde olanların karın ve bacak atardamarlarında tıkayıcı hastalığı olanların % 48’inde en az bir kalp damarında % 75’in üzerinde darlık olduğu gösterilmiştir.<br />
Bir başka araştırmada karıniçi damarlarında tıkayıcı hastalık nedeni ile ameliyat edilenlerde % 67 , abdominal aorta anevrizması nedeni ile ameliyat edilenlerde % 45 oranında ölüm nedeninin kalp krizi olduğu saptanmıştır.<br />
Ayrıca geç ölümlerin de % 38-55’i kalp krizine bağlı olmaktadır. Çevrel tıkayıcı damar hastalığı veya abdominal aorta anevrizması olanlar koroner arter hastalığı açısından da iyi araştırılmalıdır. Ameliyat gerektiren koroner arter hastalığı olanlarda öncelikle koroner bypass yapılmasının erken ve geç ölümleri azalttığı saptanmıştır.<br />
Kol ve bacakları tutan damar hastalığından sorumlu en önemli neden arteriosklerozis obliteranstır. Yaş, sigara içilmesi, diabetes mellitus, siskemik hipertansiyon, hiperkolesterolemi, düşük serum HDL seviyesi, HDL / total kolesterol oranında yükselme gibi risk faktörlerinin birarada oluşu ile görülme sıklığı artar.Klinik bulgular ve tedavi seçenekleri tıkanıklığın yer ve yaygınlığına bağlıdır<br />
Aortoiliak tıkanıklık (Leriche hastalığı) karın aortunda ve bundan ayrılarak her iki bacağa giden iliak damarlarda yavaş ilerleyen tıkanma ile karakterizedir.Birkaç yıl belirti vermeden seyredebilir. İstirahat ağrısı ve gangren geç dönemde ortaya çıkar. Buna zıt olarak bacak atar damarlarının arteriosklerozu ciddi dolaşım bozukluğuna neden olabilir. Hastaların % 70’inde sadece intermitten klodikasyon vardır.İstirahat ağrısı,sinirlerin de hastalığa katılması veya her ikisi birden hastaların % 16’sında; bacakta yara açılması, gangren veya her ikisi birden yaklaşık % 10’unda görülür.<br />
Arteriosklerozis obliterans hastadan hastaya değişen hız ve yerleşim yeri ile seyreder. Diabetes mellitusun da birarada bulunması hastalığı hızlandırır ve seyrini kötüleştirir. Diabetes mellituslu hastada damarlarında hastalanması ek sorunlar ortaya çıkması ve ölüm riski açısından en büyük risk faktörüdür. Sadece bacak damarlarını değil aynı zamanda göz, böbrek, kalp,beyin gibi organ damarlarınıda tutmaktadır.</p>
<p>Diabetik hastalarda arterioskleroz daha yaygındır. Büyük damarlarda damar sertliğinin yeri ve yaygınlığı diabetik ve diabetik olmayan hastalarda farklıdır. Diabetiklerde ilk tutulum genellikle tibial ve popliteal arter gibi diz altındaki bacak damarlarında olur. Diabetik olmayanlarda ise femoral ve iliak arterler ile aorta gibi uyluktan daha yukarı seviyedeki damarlar daha önce arteriosklerotik değişikliklere uğrar.<br />
Diabetik hastalarda çevrel atardamar hastalığına genellikle iki önemli özellik daha eşlik eder: Diabetik nöropati (sinir tutulumu) ve iltihaplanma. Damar bulgularına bunların eşlik etmesi ile diabetik ayak olarak isimlendirilen karakteristik bir klinik tablo ortaya çıkar.<br />
Dolaşım bozukluğu olan yaşlının öncelikle ayak ve bacaklarına dikkat etmesi,yaralanma ve enfeksiyonlardan kaçınması gerekmektedir.Yara ve gangren bölgeleri pansumanlarla temizlenerek enfeksiyon önlenmelidir.<br />
Bu hastalarda kollateral olarak isimlendirilen küçük yan dallardan oluşan yeni besleyici damarların gelişimini artırdığı için birkaç kilometrelik yürüyüşler ve damar genişletici ilaçlar önerilir. 2. ve 3. aşamalarda ise ilaç tedavisine olumlu yanıt alınamaması ameliyatla tedaviye karar verme açısından önemli bir nedendir.<br />
Yaşlılarda ani ve ciddi dolaşım bozukluğuna neden olan ve sık karşılaşılan bir sorun da atar damarın pıhtı ile ani olarak tıkanmasıdır.<br />
Ani damar tıkanıklığında belirtiler:<br />
<strong>- Nabız yokluğu,<br />
- Ağrı,<br />
- Solukluk,<br />
- Soğukluk,<br />
- Hissizlik ve hareket kaybıdır.</strong></p>
<p>Hastaların %60’ında ani ve şiddetli ağrı meydana gelir. Diğerlerinde soğukluk ve soğukluğa hafif ağrı eşlik eder. Yaşlılarda genellikle kollateral dolaşımın gelişmiş olmasına bağlı olarak geri dönüşümü olmayan değişiklikler gençlere oranla daha az görülür.<br />
Arteriosklerozun bir diğer sonucu da atardamarda anevrizma (balonlaşma) gelişimidir.<br />
Anevrizmada damar anormal şekilde genişlemiştir.Eğer çevre damarları tutarsa üzerinde atım hissedilen bir kitle olarak belirti verir. Karın içerisinde yerleşirse genelikle damarlarda beslenme bozukluğu veya üzerinde atış hissedilmesi veya çevre damarlara pıhtı atılması ile belirti verirler.</p>
<p><strong><span style="color: #4c91bb;">Toplardamar Hastalıkları<br />
</span></strong>Yaşlılarda en sık karşılaşılan problemlerden birisi de ödem (bacakta şişlik)dir. Uzun süreli oturma veya ayakta durmaya bağlı olarak hemen hemen herkeste ödem görülebilir. Aşırı tuz alanlarda veya sıcak havalarda şişlikte artma da olabilir. Felçlilerde veya tekerlekli iskemleye bağımlı hastalarda da bacaklarda sıklıkla ödem görülebilir. Bunlarda tuz alımının kısıtlanması, elastik çorap giydirilmesi ve diüretik (idrara çıkartıcı ilaç) kullanılması ile sorun çözümlenebilir. Ancak bacaklarda ödeme yol açan ve tedavileri farklı olduğu için ayırıcı tanının iyi yapılması gereken çok sayıda neden vardır.<br />
Ödemin başlama şekli de nedeni hakkında fikir verebilir. Örneğin kısa sürede oluşan bir ödem derin veya yüzeyel damarlarda iltihabi tıkanma (flebit) , selülit veya gastroknemius adelesinin yırtılmasına bağlı olabilir.<br />
Yavaş gelişen ödem ise kronik toplar damar yetmezliği , lenfödem , sistemik hastalıklar veya ilaçlara bağlı olabilir. Tekrarlayan ataklar halinde ateş ve kızarıklıkla seyreden ödem ise daha çok selülit ve lenfanjitte görülür. Ödemle birlikte ağrı olup olmaması de ayrıcı tanıda önemlidir . Ayak bileğinden itibaren bacakta ödem olması da lipödem (yağ toplanması) için tipiktir.<br />
Yaşlılarda sık görülen bir damar rahatsızlığı da venöz tromboz ve buna bağlı olarak gelişebilen pulmoner embolidir (akciğer damarlarına pıhtı atılması ile oluşan tıkanma) . Herhangi bir nedenle uzun süre yatarak ilaç veya cerrahi tedavi uygulanan hastalarda yaşın ileri oluşu pıhtı gelişme ve atılma riskini artırmaktadır. Yaşın ilerlemesi ile birlikte baldır ve bacak venlerinde genişlemeler olması bu risk artışının temel nedenidir.Genellikle uzun süre yatmayı veya oturmayı gerektiren durumlarda tromboflebit gelişme olasılığı yüksektir.</p>
<p><strong><span style="color: #4c91bb;">Baldır seviyesinde oluşan tromboflebitte : </span></strong><br />
<strong>-baldır venleri genişler ,<br />
-baldır bölgesi şişmiştir,<br />
- Hafif-orta derecede siyanoz (morarma) vardır. </strong><br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">İliofemoral tromboflebitte ise:<br />
</span>- Bacak bütünü ile ödemlidir,<br />
- Ağrı ve siyanoz vardır,<br />
- Homan’s belirtisi (Ayağa pedal hareketi yaptırıldığında baldırda ağrı olması) + dir.<br />
- Uyluk üst-iç kısmı ile baldırda bastırmakla ağrı olur. </strong><br />
Bacaktaki ödem genellikle atardamar sisteminde tıkanıklığa yol açmaz. Ancak bazen bu sistem de dıştan bası ve venöz dönüşün olmayışı nedeni ile olaya katılır ve bu durumda ani dolaşım bozukluğu bulguları da tabloya eklenir.<br />
Yüzeyel tromboflebitte tanı konulması daha kolaydır. Tutulan toplardamar cilt altında sert ve üzeri kızarmış olarak ele gelir. Beraberinde bir miktar ödem de gözlenir. Lenfanjit ve selülitte de benzer görünüm olabilir. Ancak yüzeyel tromboflebite oranla bunlarda daha yüksek ateş ve daha geniş alanda kızarıklık vardır.<br />
Derin toplardamar sisteminin tıkanmasının en sık görülen kötü sonucu kronik venöz yetmezlik veya postflebitik sendrom olarak isimlendirilen tablodur:</p>
<p><strong>- Bu hastaların bacaklarında kalıcı şişlik vardır.<br />
- Daha ileri aşamada toplar damar sisteminde basıncın yüksekliğine bağlı olarak ayak bileği çevresinde ve iç tarafda kahverengi renk ortaya çıkar.<br />
- Ciltte kaşıntı olur ve hastanın kaşıması ile aynı bölgede yara açılır.<br />
- Tekrarlayan iltihaplar ile yara çevresinde yeni doku gelişimi olur ve çevresi sert, düzensiz, sızıntılı yaralar meydana çıkar.</strong><br />
Kronik venöz yetmezlik tedavisinde hasta mutlaka elastik çorap giymelidir. Uzun süre ayakta dikilir şekilde durmaması veya bacaklarını sarkıtarak oturmaması gerekir. Yara açıldığında uygun lokal antibiyotikler ile enfeksiyon tedavi edilmeli, kesin yatak istirahati ve elevasyon ile tedavi edilmelidir. Cerrahi olarak yetersiz toplardamarların bağlanması ve greftleme yapılması da ülser tedavisinde düşünülmelidir.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=686&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_686" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilik-doneminde-damar-hastaliklari.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Osteoartrit ve Tedavisi</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/osteoartrit-ve-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/osteoartrit-ve-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 23:15:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşlılıkta Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Dejeneratif Artrit]]></category>

		<category><![CDATA[Kıkırdak Zehirlenmesi]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoartrit]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoartrit belirtileri]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoartrit hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoartrit ve Tedavisi]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoartrit’de Şikayetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=685</guid>
		<description><![CDATA[ OSTEOARTRİT (Dejeneratif Artrit) = Kıkırdak Zehirlenmesi 
En sık görülen romatizmal hastalıktır. Günümüzde ortalama yaşam süresinin uzaması ile birlikte toplum sağlığı açısından önemi daha da artmıştır. 
O.A. eklem kıkırdağının zedelenmesi ve eklemde yeni düzensiz kemiksi çıkıntıların (osteofit) oluşumu ile karakterizedir. Bu tabloya osteoartrit veya dejeneratif eklem hastalığı denilmektedir. Halk arasında ise doğru bir tanımlama olmamakla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> OSTEOARTRİT (Dejeneratif Artrit) = Kıkırdak Zehirlenmesi </strong><br />
En sık görülen romatizmal hastalıktır. Günümüzde ortalama yaşam süresinin uzaması ile birlikte toplum sağlığı açısından önemi daha da artmıştır. <span id="more-685"></span><br />
O.A. eklem kıkırdağının zedelenmesi ve eklemde yeni düzensiz kemiksi çıkıntıların (osteofit) oluşumu ile karakterizedir. Bu tabloya osteoartrit veya dejeneratif eklem hastalığı denilmektedir. Halk arasında ise doğru bir tanımlama olmamakla beraber “kireçlenme” olarak bilinmektedir.<br />
Erişkinlerin üçte birinde, 65 yaşın üzerindekilerin ise %90’ındaosteoartrit geliştiği bilinmektedir.<br />
Osteoartritin risk faktörleri: (Genetik Faktörler) Ailesel yatkınlık önemlidir. Özellikle el parmaklarındaki osteoartrit genetik geçiş göstermektedir.<br />
*Şişmanlık (şişman kişilerde diz ve kalça gibi yük binen eklemlerin osteoartrit gelişmektedir.<br />
*Egzersiz; Ağır egzersiz osteoartrit riskini arttırmaktadır.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Osteoartrit’de Şikayetler Nelerdir?<br />
</span></strong>En önemli semptom ağrıdır. Ağrı sızı tarzında ve tutulan ekleme lokalizedir. Ağrı hastalığın başlangıç döneminde hareketle artar ve istirahatle azalır. Hastalık ilerlediğinde ise istirahat sırasında da dahi ağrı vardır.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Ağrı dışında;</span></strong> eklemde tutukluk, sertlik, krepitasyon (hareket ile eklemden gelen çıtırtı sesi) eklem hareketlerinde kısıtlanma, şekil bozukluğu olur ve sonunda sakatlık gelişebilir.<br />
Sabah tutukluğu kısa sürelidir, 15-20 dakikayı geçmez. Krepitasyon osteoartritin diğer semptomudur ve eklem kıkırdağının kaybına ve eklem yüzeyindeki düzensizliklere bağlıdır.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Laboratuvar Bulguları<br />
</span></strong>Osteoartritte kan (sedim, biyokimya, hemogram) ve idrar tetkikleri normaldir. Radyolojik bulgular ile hastalığın şiddeti orantılı değildir. Yani şiddetli ağrıları olan hastanın radyolojik bulguları çok hafif olabilirken, hafif ağrıları olan hastanın radyolojik bulguları belirgin olabilir.<br />
Osteoartrit bütün eklemleri tutabilir.<br />
El parmaklarını tutan osteoartrit absel yatkınlık gösterir. El parmaklarında nodüller oluşur. Bu nodüller genelde yavaş olarak aylar- yıllar zarfında gelişir ve elde şekil bozukluğuna neden olur.<br />
Osteoartritte en sık tutulan eklemler dizlerdir. Hastalar diz çökme, merdiven inip çıkma, sandalyeye oturup kalkma sırasında sıkıntı çekerler. Dizde şişlik, sıvı birikme dizde şekil bozukluğu görülür.<br />
Kalça osteoartritinde; ağrı genelde kasık dış kısmında, uyluk iç yüzeyinde ve kalçalardadır. Ağrı yürüme ile artar, hastalar tutulan kalça üzerine fazla yük vermeden yürürler.<br />
Omurga osteoartritinde; bel ve boyun bölgesinde ağrı, tutukluk sertlik gelişir. Ayrıca sinir kökü tutulumuna bağlı kola, bacağa yayılan ağrı, kuvvetsizlik ve refleks kaybı olabilir. Ayrıca boyun omurlarındaki bu düzensiz kemiksi çıkıntılar dolaşım bozukluğuna neden olarak baş dönmesi, kulak çınlaması, yüzde uyuşma, baş ağrısı yapabilirler.<br />
<strong>Tedavi </strong><br />
Tedavi hastanın eğitimi ile başlar. Hasta hastalığı konusunda bilinçlendirilmeli, ağır egzersizlerden ve zedelenmiş eklemin aşırı kullanılmasından sakınması öğretilmelidir. Kilo verilmesi ile aşırı yük taşıyan eklemlerdeki osteoartrit semptomları (kalça, diz) azalır. Ağrılı dönemlerde istirahat önerilir.<br />
Fizik tedavi ve kaplıca tedavisi: Hastaların şikayetlerini azaltmada oldukça etkili tedavi yöntemleridir.<br />
<strong>Egzersiz: </strong>Tutulan eklemlerin çevresindeki kasları güçlendirmeye yönelik egzersizler ekleme binen yükü azaltarak koruyucu etki gösterirler.<br />
Çevresel Düzenlemeler: Hastanın yaşadığı ve çalıştığı ortamın koşullarının ona göre düzenlenmesi. Sandalye boyunun arttırılması, tuvaletin yükseltilmesi .gibi.<br />
Eklem içine yapılan enjeksiyonlar: Steroid veya hyolomonat enjeksiyonu ağrıyı geçici süre azaltmak için yapılmaktadır.<br />
<strong>Cerrahi tedavi:</strong> Bütün bu tedavilere yanıt vermeyen, ağrıları geçmeyen ve günlük yaşam aktivitelerini yapmakta zorlanan hastalara protez takılabilmektedir.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=685&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_685" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/osteoartrit-ve-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Osteoporoz Tedavisi</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/osteoporoz-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/osteoporoz-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 23:15:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşlılıkta Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[OSTEOPOROZ]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoporoz hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoporoz kurtulma yolları]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoporoz nedir]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoporoz Tedavisi]]></category>

		<category><![CDATA[Osteoporozun Tanısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=684</guid>
		<description><![CDATA[Osteoporoz, kemik kütlesinde azalma ve kemik kırılganlığında artış ve kırığa yatkınlık ile karakterize bir hastalıktır. Bu durum için önlem alınmaz veya tedavi edilmezse hastalık kemik kırılana kadar ilerleyebilir. Kemik kütlesi çocukluk ve ergenlik döneminde artış gösterir, 30-40 yaşlarında doruk noktasına ulaşır ve yaşlanmayla birlikte giderek azalır. Kadınlar erkeklere göre daha az kemik kütlesine sahiptir ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osteoporoz, kemik kütlesinde azalma ve kemik kırılganlığında artış ve kırığa yatkınlık ile karakterize bir hastalıktır. Bu durum için önlem alınmaz veya tedavi edilmezse hastalık kemik kırılana kadar ilerleyebilir. Kemik kütlesi çocukluk ve ergenlik döneminde artış gösterir, 30-40 yaşlarında doruk noktasına ulaşır ve yaşlanmayla birlikte giderek azalır. Kadınlar erkeklere göre daha az kemik kütlesine sahiptir ve menopozu takiben beş yıl içinde hızlı bir şekilde kemik kaybederler. Yaşla ilgili kayıp yılda ortalama %1’dir. Yaşam boyu kadınlar kemik kitlesinin %30-40’ını, erkekler %20-30’unu kaybederler.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Osteoporozun Tanısı </span></strong><span id="more-684"></span><br />
Kemiğiniz kırılana, kamburlaşana ve boyunuz kısalana kadar osteoporoz belirtileri fark edilmeyebilir. Osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığı (tiroid hast, astım, ilaç kullanımı vb.) kırık öyküsünün varlığı, beslenme durumu, ailede özellikle annede kırık öyküsü hastanın osteoporoz için riskli olup olmadığını belirlemede yardımcıdır.<br />
Risk varlığının kemik mineral yoğunluğu ölçümü tanıyı kesinleştirir. Riski yüksek hastalarda yılda bir kez, riski düşük hastalarda 2-5 yılda tekrarlanır. Kemik ölçümleri hızlı ve kolay yapılabilen testlerdir. Çok çeşitli yöntemler varsa da en çok DEXA kullanılmaktadır. DEXA ile %1-2’lik kayıp bile değerlendirilebilir.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Kalsitonin ve bitostomatlar:</span></strong> Kemik yıkımını durdurmaktadırlar. Kalsitoninler enjeksiyon ve burun spreyi şeklinde, bitostomatlar ise ağızdan alınan tabletler şeklindedir. Östrojen tedavisinin uygun olmadığı menopoz sonrası osteoporoz serül (yaşlılığa bağlı) osteoporoz veya ilaca bağlı gelişen osteoporozda kullanılmaktadır. Bu ilaçların kullanımları ve yan etkileri, tedavinin etkinliği ve yan etkilerinin en aza indirilmesi için hekimleri tarafından hastalara anlatılmaktadır.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">D Vitamini: </span></strong>Eve bağımlı olan ve güneşten yeterince yararlanmayan yetersiz beslenen yaşlılarda D Vit. Alımı çok önemlidir. Ca ile birlikte D Vitamini alımı %30-35 oaranında kemik kazancı sağla¤¤¤¤¤ kırık riskini azaltmaktadır.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Ca(Kalsiyum preparatları:</span></strong> Ca ihtiyacını desteklemek amacıyla ihtiyacın arttığı dönemlerde verilmelidir. Diğer tedavilerin yanı sıra hemen tüm menopoz sonrası kadınlara önerilen bir ilaçtır.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">O.P. Rehabilitasyon:</span></strong> Reh. Yöntemleri kemik kütlesini artırmaya, kırıkları önlemeye ve tedavi etmeye yöneliktir. O.P.’da kas gücünü kemik kütlesini artırmak, postürü korumak, dengeyi sağlamak ve kemik yıkım hızını yavaşlatmak için fizik aktivite ve egzersiz önerilir.<br />
<strong>O.P.’da uygulanan egzersizler; </strong><br />
Yürüme: Tempolu ve hızlı yürüme en yararlı ve en kolay uygulanan egzersizlerden biridir. Yürüme hızı bireyin rahat yürüme hızının biraz üstünde olmalıdır. Hergün yada haftada 3-4 gün en az 15-20 dakika arası yürüyüş önerilir. Önce 5 dakikalık yürüyüşle başlanır ve her gün süre artırılır.<br />
<strong>Yüzme:</strong> bacak ve kol kaslarının yanı sıra sırt ve karın kaslarını da çalıştırır. Stil önemli değildir. Yüzme bilmeyenlerden su içi yürüme emniyetli ve iyi bir egzersizdir.<br />
Bütün bu bilgiler ışığında O.P.’dan korunma ve tedavi nasıl olmalıdır?<br />
O.P. geliştikten sonra kemik kitlesini artırmak yada kaybedilen kemik dokusunu yerine koymak mümkün olmadığından O.P. önlenmesi, tedavisinden daha önceliklidir.<br />
<strong>O.P.’dan korunmanın temeli;</strong> bebeklikten başla¤¤¤¤¤ maksimum güç ve kütle içeren sağlıklı bir iskelet sağlanacaktır. Ailesel yatkınlık (genetik yapı) değiştirilemez; ancak beslenme, bedensel aktivite, vitamin D alımı, alışkanlıklar (sigara, alkol, kahve tüketimi gibi) güneş görme gibi faktörler değiştirebilir.<br />
<strong>Beslenme: </strong>süt çocukları anne sütü ile beslenmeli ve çocukluktan itibaren kalsiyum açısından zengin süt ve süt ürünleri tüketme alışkanlığı kazandırmalıdır. Yine yeşil yapraklı sebzeler, pekmez, susam, kuru baklagiller, kurutulmuş meyveler gibi kalsiyumdan zengin gıdalar fazla tüketilmelidir.<br />
Gebelik, emzirme ve büyüme dönemlerinde kalsiyum gereksinimi arttığı için diyetle daha fazla kalsiyum alınmalıdır. Diyetle alınan kalsiyumun kemiklerde depolanması D Vitamini ile sağlanmaktadır. D Vitamini %50’sinden fazlası ciltte oluşmaktadır. Bu nedenle yeterli D Vitamini alımını sağlamak amacıyla güneş ışınları ile cildin teması sağlanmalı, özellikle bahar ve kış aylarında mümkün olduğunca güneşli saatlerde yürüyüş yapılmalıdır.<br />
<strong>Alışkanlıklar:</strong> Sigara ve alkol alımı kalsiyumu düzenleyen hormonları etkileyerek kemik kaybına neden olmaktadır. Ayrıca aşırı kahve (günde 3 fincandan fazla) ve kafein içeren gıdaların tüketimi idrarla kalsiyum atılımını arttırır ve O.P. için risk oluştururlar. Çayın O.P.’deki rolü bilinmemektedir.<br />
<strong>Fiziksel aktivite:</strong> Egzersiz kemik yoğunluğunu arttırırken, hareketsiz yaşam tarzı osteoporoz riskini arttırmaktadır. Bu nedenle osteoporozdan korunmada yaşam boyu yapılan egzersiz ve fiziksel aktivitenin önemi büyüktür.<br />
<strong>İlaç tedavisi: </strong>Östrojen (kadınlık hormonu) Menopoz sonrası kemik kaybını önlemede etkili bir tedavidir. Ancak hormon tedavisi yan etkileri nedeniyle kadın doğum uzmanının uygun gördüğü hastalara başlanmaktadır. Östrojen tek başına ya da progesteron hormonu ile birlikte verilebilmektedir. Östrojen tedavisinin O.P.’da etkili olması için menopozdan hemen sonra başlanmalıdır.<br />
O.P.’da son birkaç yıldır kullanıma giren, östrojen benzeri etkiyle kemik yıkımını önleyen ilaçlarda kullanılmaktadır. Ancak yan etkileri açısından östrojene oranla daha güvenilir oldukları gösterilmiştir. (Östrojen reseptör menologları)<br />
İp atlama, koşma gibi egzersizler zorlayıcı oldukları için ileri yaştaki ve ciddi osteoporozu olan hastalara önerilmez.<br />
Ayrıca osteoporozun ciddiyetine göre her hastaya özel egzersiz önerilebilir.<br />
Düşmelerin engellenmesi: Osteoporoz sonucu incelen kemik çok hafif bir zorlama sonucu bile kırılabilir. Bu nedenle düşme riskinin azaltılması ilaç ile tedavi kadar önemlidir.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Düşme riskinin azaltılması için alınması gereken önlemler:<br />
</span></strong>1- Egzersiz ile kas gücü ve denge geliştirilmesi<br />
2- Düşme riski yaratan hastalıkların (tansiyon değişiklikleri, görme problemleri, kalp hst.) kontrol altına alınması<br />
3- Denge bozukluğu yapan ilaçlardan mümkün olduğunca kaçınılması<br />
4- Yürüme bozukluğu olan kişilere yürüteç yada baston gibi yardımcı cihazların kullanılması<br />
5- Uygun giyim eşyalarının kullanılması (alçak topuklu ayakkabı) rahat giysiler<br />
6- Çevre koşullarının uygun biçimde</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=684&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_684" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/osteoporoz-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlılarda Görülen Depresif Bozukluklar</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilarda-gorulen-depresif-bozukluklar.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilarda-gorulen-depresif-bozukluklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 23:14:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşlılıkta Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Depresif Bozukluklar]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşlılarda Görülen Depresif Bozukluklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=683</guid>
		<description><![CDATA[Son 20-30 yıldır özellikle koruyucu sağlık hizmetlerinde, sağlığı koruyucu politikalarda ve yaklaşımlardaki farklılaşmalar, tanı ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ve teknolojik-bilimsel yenilikler, ortalama yaşam süresinde artışa neden olmuş, dolayısıyla yaşlılık ve kronik hastalıklarla ilgili araştırma ve çalışmalar da önem kazanmaya başlamıştır.
Depresif belirtiler yaşlılıkta sık görülmekle birlikte bu belirtilere yol açan p¤¤¤iyatrik bozuklukların görülme sıklığı gençlerle hemen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son 20-30 yıldır özellikle koruyucu sağlık hizmetlerinde, sağlığı koruyucu politikalarda ve yaklaşımlardaki farklılaşmalar, tanı ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ve teknolojik-bilimsel yenilikler, ortalama yaşam süresinde artışa neden olmuş, dolayısıyla yaşlılık ve kronik hastalıklarla ilgili araştırma ve çalışmalar da önem kazanmaya başlamıştır.<span id="more-683"></span><br />
Depresif belirtiler yaşlılıkta sık görülmekle birlikte bu belirtilere yol açan p¤¤¤iyatrik bozuklukların görülme sıklığı gençlerle hemen hemen aynıdır. Hastanede yatan yaşlı hastalarda poliklinik hastalarına göre, kanser, demans, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların bulunduğu yaşlılarda hastalığı bulunmayanlara göre ve huzurevlerinde kalanlarda ailesi yanında kalanlara göre depresyonun daha sık görüldüğü bildirilmektedir.<br />
Bazen yaşlılarda kronik ağrı gibi fiziksel bir bozukluğu düşündüren belirtilerin altta yatan nedeni depresyon olabilmektedir. Çocuklarda olduğu gibi yaşlılarda da depresyon maskelenebilir. Belirtiler somatik ağırlıklı olabilir, yaşlılığın getirdiği yaşam biçiminin doğal gidişi olarak değerlendirilip atlanabilir.<br />
Yaşlı hastalarda suçluluk, perseküsyon (kendini küçük görme ve aşağılama), kendine olan saygının yitirilmesi gibi duygulanımlara daha az rastlanır. Bununla birlikte orta yaş grubunda fiziksel yakınmalar, bir konuya yoğunlaşmada azalma, gelecek hakkında karamsar olma, aile ve arkadaşlarından uzaklaşma gibi belirtiler daha sık görülür<br />
Özellikle yalnız yaşayan, erkek hastalarda, birinci derecede yakınını yitirmiş, alkol kullanan yaşlılarda depresyona bağlı özkıyım (intahar) girişimi riski mutlaka akılda bulundurulmalıdır. Depresif yaşlı hastaların mal ve mülkünün paylaşımıyla ilgili yazılı ve sözlü girişimlerde bulunması da özkıyım riski açısından ele alınabilecek bir ipucudur.<br />
ABD ve Ingiltere&#8217; deki hekimlerin yaşlı hastalarla ilgili tanıları karşılaştırıldığında, ABD&#8217;deki hekimlerin tanı koydurucu belirgin belirtiler olsa bile, depresyondan önce fiziksel hastalığın tanı ve tedavisine yöneldikleri bir çalışmada saptanmıştır. Bu durum birden fazla somatik yakınması olan yaşlı hastalarda daha da belirginleşmektedir. Oysa böyle durumlarda öncelikle birincil tanı olarak depresyon olasılığını akla gelmelidir.<br />
Eğer yaşlı bir hastanın başka bir p¤¤¤iyatrik rahatsızlığı yoksa, o da diğer genç hastalar gibi gelecek hakkında iyimser olabilir. Yaşlılarda depresif bozukluk ve bununla ilintili p¤¤¤iyatrik hastalık oluşumuna zemin hazırlayan başlıca risk etmenleri, hareketliliğin azalması, kendine bakım gücü ve kapasitesinin azalması, duyu kusurlarının ortaya çıkması, önceden bir p¤¤¤iyatrik bozukluk bulunması, sevilen birinin yitimi gibi üzücü bir olayın yaşanması ve fiziksel bir hastalığın bulunmasıdır.<br />
Tanı konmamış tiroid hastalığı ve kronik hastalıklar için kullanılan ilaç ve tıbbi uygulamalar ile vitamin B12 ek¤¤¤liği de depresyon oluşumuna zemin hazırlayabilen nedenlerdendir. Bazı kronik hastalıklarda uzun süreli kulanım zorunluluğu olan ilaçlar depresyona yol açmaktadır. Inme geçiren yaşlıların 1/5&#8242;inde depresyon görüldüğünden söz edilmektedir.<br />
Yaşlıları depresyon açısından değerlendirmede yaygın olarak kullanılan iki ölçek, 30 maddeli Yesavage Geriyatrik Depresyon Ölçeği ile bilişsel işlevlerinin incelenmesinde kullanılan Mini Mental Test&#8217;tir. Bazı depresif hastalarda demansa benzeyen bilişsel bozukluk oluşabilir, buna psödodemans adı verilir.<br />
Burada doğru tanı koymayı etkileyen etmenler, belirtilerin başlama zamanı, süresi, mood durumu, hastayla konuşurken verilen yanıtların tipleri ve bilişsel işlevlerin dengeli olup olmadığıdır. Depresyonda başlangıç demansa göre daha ani, hızlı ya da belirtilerin süresi daha kısadır. Görüşme sırasında &#8220;bilmiyorum&#8221; tarzında yanıtlara sık rastlanır. Zayıf ve yetersiz yönleri gizleme yerine vurgulama eğilimi vardır.<br />
Bilişsel işlevlerde ise dalgalanmalar belirgindir. Depresyonla demans arasında ayırıcı tanı yapılamayıp kesin tanı konulamadığı durumlarda bir antidepresan başlanıp tedaviden tanıya da gidilebilir. Ayrıca depresyon ve demans birarada da bulunabilir. Özellikle demansın erken evrelerinde hastanın olayın farkında olması ve iç görüsüyle ilgili olarak, daha ileri evrelerde ise nörotransmitterlerin işlevlerinde oluşan bozukluklara bağlı olarak depresyon ortaya çıkabilir.<br />
Bazı durumlarda fiziksel hastalığın tedavisi depresif belirtileri hafifletebilir. Ancak şunu unutmamalıdır ki fiziksel rehabilitasyon yaşlı hastalarda tedaviden çok daha etkili olabilmektedir. Kontrendikasyonu gerektirecek bir tıbbi durum ya da uygulanan bir tedavi yoksa yaşlılarda depresyonun ilaçla tedavisi gençlerdeki gibi yapılır. Yaşlılarda her tür antidepresif kullanılabilmekle birlikte, aniden ortaya çıkan şiddetli yan etkileri nedeniyle bazı anti depresanlardan kaçınmak çok yerinde olacaktır. Yaşlılarda kullanılan diğer ilaçlarda olduğu gibi antidepresiflerde de yan etkileri azaltmak ve toksiteyi önlemek için düşük dozdan başlayıp yavaş ve dikkatli bir biçimde dozu arttırılır.<br />
Ağır depresyonu olan ya da antidepresif ilaç tedavisine yanıt vermeyen bazı yaşlı hastalarda elektrokonvulsif tedavi (EKT) etkili bir tedavidir. Demans tek başına bir EKT kontrendikasyonu oluşturmaz. Zayıf yapılı hastalar, EKT&#8217;yi genellikle p¤¤¤oaktif ilaç tedavisinden daha iyi tolere ederler.<br />
Relapsları önlemek için belli aralıklarla uygulanacak koruyucu EKT&#8217;den söz edilmektedir. Ancak bu tip uygulamada da kalıcı bellek yitimlerinden söz edilmektedir.<br />
Özellikle izole edilmişlik duygusu yaşayan yaşlı depresif hastalar için destekleyici tedavi önem taşır. Fiziksel aktiviteyi arttırmaya yönelik önlemler alınmalıdır. Sosyal ilişkilerde ve akrabalık bağlarında zayıflama yaşlılarda sık görüldüğünden, hastanın sosyal aktivitelere katılması, ilişkilerini yeniden güçlendirmesi ya da yeni ilişkiler kurması desteklenmelidir. Bireysel ya da grup p¤¤¤oterapileri önerilmektedir.<br />
Depresyon tedavisinde genel olarak amaç belirtileri tümüyle ortadan kaldırmak, işlevleri hastalık öncesi durumuna getirmek ve yinelemeleri önlemek olmalıdır. Ancak yaşlılarda depresyon tedavisi ve prognozu açısından farklı yaklaşımlar vardır. Yaşlılarda yalnızca belirtilerin tümüyle kaybolması ve hiç yinelememesi değil, tedavi edilebilir düzeyde kısa süreli yinelemelerin de tedaviye yanıt ve iyi prognoz lehine değerlendirilmesi gerektiği bildirilmektedir.<br />
Var olan fiziksel hastalığın ilerlemiş olması ve sosyal baskıların kronik zorlanmaya yol açması, yaşlılarda prognozu kötü yönde etkilemektedir. Ayrıca p¤¤¤otik özelliklerin bulunduğu depresif tablolarda prognoz daha kötü, özkıyım riski daha fazla ve yaşam niteliğindeki bozulma daha belirgindir</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=683&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_683" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilarda-gorulen-depresif-bozukluklar.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlılarda Cerrahi Tedavi</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilarda-cerrahi-tedavi.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilarda-cerrahi-tedavi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 23:14:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşlılıkta Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşlılarda Cerrahi Tedavi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=682</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç yıl içerisinde batı toplumlarında 65 yaşın üzerindeki kişiler, nüfusun %25&#8242;inden daha büyük oranını oluşturacaktır. Bu kişilerin azımsanmayacak bir kısmında değişik cerrahi işlemlerin uygulanması gerekecektir. Bu cerrahi girişimler ise sağlıklı ve özellikle de kaliteli uzun bir ömrün sağlanmasındaki en önemli unsurlardan biri olacaktır. 
Bu süreç içerisinde cerrahlar ve ilişkili dalların tüm üyeleri, yaşlı hastaların özel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç yıl içerisinde batı toplumlarında 65 yaşın üzerindeki kişiler, nüfusun %25&#8242;inden daha büyük oranını oluşturacaktır. Bu kişilerin azımsanmayacak bir kısmında değişik cerrahi işlemlerin uygulanması gerekecektir. Bu cerrahi girişimler ise sağlıklı ve özellikle de kaliteli uzun bir ömrün sağlanmasındaki en önemli unsurlardan biri olacaktır. <span id="more-682"></span><br />
Bu süreç içerisinde cerrahlar ve ilişkili dalların tüm üyeleri, yaşlı hastaların özel gereksinimleri ve bu insanların biyolojik ayrıcalıkları konusunda bilgilenmiş ve uygulamalarda daha da çok dikkat ediyor olmak zorunda olacaklardır.<br />
Yaşlanmanın oluşturduğu farklılıklara ek olarak, özellikle. eşlik eden hastalıkların varlığı, acil ortamda bu hastalıklarla karşılaşma oranının yüksekliği ve bu durumdaki prezentasyonunun olası farklılığı, tedavi sonundaki hedeflerin değişik olabilmesi ve hatta gerekli olabilecek ek iletişim becerileri bu popülasyona yönelik uygulamalardaki ayrıcalıkların yalnızca birkaç yönüdür.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Cerrahi hasta ile ilgili temel kavramlardan bazıları şunlardır:<br />
</span></strong><br />
(1) Hastalığa neden olan olay sıkça biyolojik yaşlanma sürecinin kendisidir,</p>
<p>(2) Takvim yaşının artmasıyla birlikte hastalığa bağlı mortalite artar,</p>
<p>(3) Yaşın artması ile birlikte (genelde sanıldığından daha az olmak üzere) cerrahi morbidite ve mortalite de artar.</p>
<p>Bununla birlikte, veriler çok değişkenli olarak dikkatli analiz edildiğinde, morbidite-mortalite artışının esas olarak yaş- tan değil de, yaşla birlikte artan<br />
(a) ek tıbbi sorunlardan ve<br />
(b) acil cerrahi girişimlerin daha sık görülmesinden kaynaklandığı anlaşılır.<br />
Acil cerrahi işlemler, organ sistemlerinin gençlere oranla daha az rezervleri olduğu için. yaşlı hastalarda daha zor tolere edilirler.</p>
<p>(4) Tedavinin hedefi yaşamı uzatmak ise de, bu yaş grubunda, cerrahi tedavi ile sağlanacak yaşamın &#8220;kalitesi&#8221; de en önemli unsurlardan birisidir; başkalarından bağımsız, onurlu ve eziyetsiz bir yaşamın tedavi sonunda hedeflenme- si gerekir.<br />
(5) Bu, agressif bir cerrahi yaklaşımın olmaması anlamında algılanmamalıdır; aksine, sorunların tam gelişmesi ve ağırlaşması beklenmeden, proaktif cerrahi tutum daha başarılı olur.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=682&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_682" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilarda-cerrahi-tedavi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlılıkla Birlikte Görülebilirliği Artan Hastalıklar</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilikla-birlikte-gorulebilirligi-artan-hastaliklar.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilikla-birlikte-gorulebilirligi-artan-hastaliklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 23:13:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşlılıkta Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[INFLUENZA]]></category>

		<category><![CDATA[KOAH]]></category>

		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>

		<category><![CDATA[MALlGN]]></category>

		<category><![CDATA[Meme Kanserİ]]></category>

		<category><![CDATA[OSTEOPOROZ]]></category>

		<category><![CDATA[PNÖMONI]]></category>

		<category><![CDATA[Prostat Kanserİ]]></category>

		<category><![CDATA[SEREBROVASKÜLER]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşlılıkla Birlikte Görülebilirliği Artan Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=681</guid>
		<description><![CDATA[Yaşlılarda en başta gelen ölüm nedenleri sırasıyla kalp hastalıkları, malign hastalıklar, serebrovasküler hastalıklar, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, influenza ve pnömonidir.
KALP HASTALIKLARI: Koroner Kalp Hastalığı (KKH): 65 yaş ve üzerindekilerde kalbe bağlı ölümlerin %85&#8242;inin nedeni KKH&#8217;dır. KKH için aynı risk faktörleri yaşlılar için de geçerlidir ve yaşlı grupta da agresif risk faktör modifikasyonu yapılmalıdır. Yaşlı hastalarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlılarda en başta gelen ölüm nedenleri sırasıyla kalp hastalıkları, malign hastalıklar, serebrovasküler hastalıklar, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, influenza ve pnömonidir.<br />
KALP HASTALIKLARI: Koroner Kalp Hastalığı (KKH): 65 yaş ve üzerindekilerde kalbe bağlı ölümlerin %85&#8242;inin nedeni KKH&#8217;dır. KKH için aynı risk faktörleri yaşlılar için de geçerlidir ve yaşlı grupta da agresif risk faktör modifikasyonu yapılmalıdır. <span id="more-681"></span>Yaşlı hastalarda çok damar tutulumu ve sol ana koroner arter hastalığı daha yüksek oranda görülür. Angina pektorisi olan yaşlı hastalarda tedavi gençlerdeki gibidir. Akut miyokart infarktüsü (AMı) ile erken gelen hastalarda yapılan trombolitik tedavi mortaliteyi azaltmaktadır. PTCA ve by-pass cerrahisi de yaşlılarda başarı ile uygulanmaktadır.<br />
Hipertansiyon: 65 yaş ve üzerindekilerin %50&#8217;si hipertansiftir. Yaşlılarda en sık görülen hipertansiyon tipi izole sistolik hipertansiyondur. Yüksek sistolik kan basıncı, yüksek diyastolik kan basıncına göre kardiyovasküler komplikasyonların daha iyi bir belirleyicisidir. Yaşlı hipertansiflerde postural ve post-prandial hipotansiyon gelişebilir. Gençlerin ve orta yaşlıların tedavisinde kullanılan tüm anti-hipertansif ilaçlar yaşlılarda da kullanılabilir. Hipertansiyon tedavisi ile fatal stroke %60, fatal MI %50 oranında azaltılabilmektedir.<br />
Kalp Yetmezliği: Yaşla birlikte artma gösterir. 65 yaş üzerindekilerde çok yaygındır. Yaşlıların %75&#8242;inde kalp yetmezliği sistemik hipertansiyon ile birliktedir. Yaşlılarda diyastolik kalp yetmezliği yüksek oranda (%50) görüldüğünden ve sistolik ile diyastolik kalp yetmezliğinin tedavisi farklı olduğundan, bu yönden ayırıcı tanı önemlidir. Ekokardiyografi ile bu ayırım kolayca yapılabilir.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">MALlGN HASTALIKLAR (KANSERLER):</span></strong> Akciğer Kanseri: Yaşla birlikte artma gösterir. 75 yaş civarında pik yapar. Erkeklerde en sık görülen kanser türüdür. Kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sırayı almaktadır. Akciğer kanseri ölümlerinin erkeklerde %90&#8242;1, kadınlarda %80&#8242;i sigaraya bağlanmaktadır. Tedavi hücre tipine ve hastalığın evresine göre yapılır.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Meme Kanseri:</span></strong> Meme kanseri prevalansı 80 yaşına kadar yaşla birlikte artma gösterir. Erken menarş, geç menopoz, HRT, abdominal şişmanlık, meme kanseri için risk faktörleridir ve bu, östrojenlerin meme kanseri patogenezinde rol oynadığını göstermektedir. Erken tanı için kadının kendisinin her ay meme incelemesi yapması ve senede veya 2 senede bir mammografi yaptırtması önemlidir. Tedavi cerrahi ve hormon tedavisidir. Tamoksifen kısmi bir östrojen antagonistidir ve yaşla birlikte meme tümörlerinde östrojen reseptörleri arttığından, yaşlı kadınların meme kanseri tedavisinde tamoksifen&#8217;in önemli bir yeri vardır.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Prostat Kanseri:</span></strong> 65 yaş üzerindeki erkeklerde 1 numaralı kanserdir. 70 yaş üzerindeki erkeklerin yarısından fazlasında prostat kanserinin histolojik delili bulunmaktadır. 50 yaş üzerindeki erkeklerde senelik prostat incelemeleri erken tanıda yararlı olacaktır. Bunun için serum PSA ölçümü ve dijital rektal inceleme (DRI) yapılmalıdır. Serum PSA değeri yaşa özgü normal sınırlar içinde ve DRI normal ise kişi senelik izlenmeye alınmalıdır. Eğer serum PSA değeri yaşa özgü normal değerin üzerinde ise veya DRI pozitif ise hastaya transrektal ultrasound ve bunun rehberliğinde biyopsi yapılmalıdır. Tedavi cerrahidir.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">Kolon Kanseri:</span></strong> 40 yaş üzerindeki her dekadda 2 kat artış göstermektedir. Hayvani yağdan ve rafine şekerden zengin, lifsiz-kepeksiz bir diyet ile beslenenler yüksek risk altındadırlar. 50 yaş üzerindekilerde yılda bir dışkıda gizli kan bakılması ve 3-5 yılda bir sigmoidoskopi (60 yaş üzerindekilerde tümörün sağ kolonda yerleşimi nedeniyle kolonoskopi) yapılması tarama programı olarak önerilmektedir. Tedavi cerrahidir.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">SEREBROVASKÜLER HASTALIKLAR:</span></strong> Stroke insidansı ve stroke ölümleri yaşla birlikte artış göstermektedir. 60 yaşından sonra subaraknoid kanama insidansı azalmaktadır. ileri yaşlarda hemorajik stroke nedeni intraserebral kanamadır. Burada da başlıca neden hipertansiyondur. İskemik stroke ise karotid, vertebral ve kafa içi büyük arterIerin aterosklerozuna ve beynin derin penetran arterlerinin tıkanmasına Oaküner infarkt) ve embolilere bağlıdır.<br />
Stroke&#8217;un önlenmesi tedavisinden çok daha kolaydır ve bu geriatrik hastalar için de geçerlidir. Hipertansiyon, hiperkolesterolemi tedavi edilmeli, sigara bıraktırılmalı, fizik aktivite artırılmalı, kişi obez ise zayıflatılmalıdır. Bu arada KKH, kalp yetmezliği ve aritmisi olan hastalarda bunlara yönelik tedavi de uygun bir şekilde yapılmalıdır.</p>
<p>Transient Iskemik Atak (TIA) gelmekte olan bir stroke&#8217;un habercisidir. TIA geçirenlerde bunun nedeni araştırılmalıdır. Bu, sıklıkla internal karotid arterin veya vertebral arterin aterosklerotik hastalığına bağlıdır. Tanıda Doppler ultrason incelemesi çok değerlidir. Önemli derecede darlık saptanırsa endarterektomi yapılır. Cerrahi girişim yapılamıyorsa warfarin, aspirin ile hasta anti-koagülan, anti-agregan tedaviye alınır. Derin penetran arterlerin tıkanıklığına bağlı laküner infarktlar hemen tamamen hipertansif ve diyabetik hastalarda görülür.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">KOAH:</span></strong> Yaşlılarda en başta gelen ölüm nedenlerinden biridir. Olguların %80&#8242;inde risk faktörü olarak sigara vardır. Solunum rezervi olan hastalarda uzun süreli egzersiz programları, enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisi, bronkospazmın önlenmesi, yeterli hidrasyonun sağlanması yönünde bir tedavi düzenlenmelidir.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">INFLUENZA VE PNÖMONI:</span></strong> Yaşlılarda, özellikle kronik hastalığı olanlarda tüm hastaneye yatma nedenlerinin %50&#8217;si ve ölümlerin %75-80&#8242;i influenzaya bağlanmaktadır. Komplikasyon olarak pnömoni ve ağır bronşit gelişebilir. Bu komplikasyonlar yaşla artar ve 70 yaş üzerindekilerde sıktır. Influenza pnömonisi ekseri akciğerde konjesyon olan kalp hastalarında gelişir ve ölümcülolabilir. Veya influenzayı takiben bakteriyel pnömoni gelişebilir. Kronik hastalığı olanlar ile 65 yaş ve üzeri olanlarda Eylül başında influenza aşısı yapılmalıdır. Aşı, yüksek riskli yaşlı kişilerde influenzadan olan ölümleri azaltmada %75 etkinliğe sahiptir.<br />
<strong><span style="color: #4c91bb;">OSTEOPOROZ:</span></strong> Yaşlıları tehdit eden önemli bir sorundur. Osteoporoz için major risk faktörü yaştır. Kadın cinsiyet, erken menopoz, ince yapı, aile öyküsü, diyette düşük kalsiyum alımı, sedenter yaşam tarzı, hareketsizlik te önemli risk faktörleridir. Kırılma meydana gelinceye kadar kişi asemptomatiktir. Omurgada kompresyon kırıkları, Colles kırıkları, femur boyun kırıkları osteoporozun başlıca komplikasyonlarıdır. Tedavi HRT, oral kalsiyum alımının artırılması, multivitamin şeklindeki preparatlardan alınan Vit.D&#8217;nin aktif metabolitleri, kalsitoninler, bifosfonatlar ve fizik aktivitenin artırılmasıdır.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=681&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_681" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/yaslilikla-birlikte-gorulebilirligi-artan-hastaliklar.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Erken boşalma tedavi yöntemleri</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/erken-bosalma-tedavi-yontemleri.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/erken-bosalma-tedavi-yontemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 13:50:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Erken boşalma tedavi yöntemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=679</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Ali Gokkaya’nın “Erken Boşalma Tedavi Teknikleri” kitabı Oksijen Yayınları’ndan çıktı. Kitap konuyu bir çok yönden ele alıyor ve 50′den fazla çözüm tekniğini açıklıyor.Bu yazı toplamda 207, bugün ise 0 kez görüntülenmiş. Tags: erken boşalma, Tedavi Related posts Orgazmda bazı bozukluklar (0) Uyuşturucudan kurtulmanın yolu viagra mı? (0) Lösemide Mucize (0) Kırım Kongo Hakkında (0) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Ali Gokkaya’nın “Erken Boşalma Tedavi Teknikleri” kitabı Oksijen Yayınları’ndan çıktı. Kitap konuyu bir çok yönden ele alıyor ve 50′den fazla çözüm tekniğini açıklıyor.Bu yazı toplamda 207, bugün ise 0 kez görüntülenmiş. Tags: erken boşalma, Tedavi Related posts Orgazmda bazı bozukluklar (0) Uyuşturucudan kurtulmanın yolu viagra mı? (0) Lösemide Mucize (0) Kırım Kongo Hakkında (0) Kan uyuşmazlığı (0)</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=679&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_679" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/erken-bosalma-tedavi-yontemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte Varis</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/hamilelikte-varis.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/hamilelikte-varis.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 13:50:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Hamilelikte Varis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=678</guid>
		<description><![CDATA[Varis nedir, belirtileri nelerdir?Varis, venlerin (toplardamarların) genişleyerek ve kıvrılarak cilt yüzeyinde belirgin hale gelmesidir. Gebelikte varisler sıklıkla bacaklarda meydana gelirler. Ancak çok ileri durumlarda vulvada da (genital bölgenin dıştan görünen kısmı) ortaya çıkabilirler. Anüs ve Anüs da (kalınbarsağın son kısmı) ortaya çıkan varisler ise hemoroid (basur) adını alırlar ve ayrı bir başlık halinde inceleneceklerdir.Varisler sıklıkla
ShareThis
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Varis nedir, belirtileri nelerdir?Varis, venlerin (toplardamarların) genişleyerek ve kıvrılarak cilt yüzeyinde belirgin hale gelmesidir. Gebelikte varisler sıklıkla bacaklarda meydana gelirler. Ancak çok ileri durumlarda vulvada da (genital bölgenin dıştan görünen kısmı) ortaya çıkabilirler. Anüs ve Anüs da (kalınbarsağın son kısmı) ortaya çıkan varisler ise hemoroid (basur) adını alırlar ve ayrı bir başlık halinde inceleneceklerdir.Varisler sıklıkla</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=678&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_678" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/hamilelikte-varis.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bel soğukluğundan nasıl korunulur?</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/bel-soguklugundan-nasil-korunulur-2.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/bel-soguklugundan-nasil-korunulur-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 13:48:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Belsoğukluğundan nasıl korunulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[Tüm cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmada geçerli kurallar burada da geçerlidir: yeterince iyi tanınmayan veya başkalarıyla birlikte olduğundan şüphelenilen biriyle beraber olunduğunda prezervatif kullanmak.
Prezervatif usulüne uygun kullanıldığında korunmada son derece etkilidir.
ShareThis
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmada geçerli kurallar burada da geçerlidir: yeterince iyi tanınmayan veya başkalarıyla birlikte olduğundan şüphelenilen biriyle beraber olunduğunda prezervatif kullanmak.</p>
<p>Prezervatif usulüne uygun kullanıldığında korunmada son derece etkilidir.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=677&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_677" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/bel-soguklugundan-nasil-korunulur-2.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kısırlıkta Önce erkek mi kadın mı doktora başvurmalıdır</title>
		<link>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/kisirlikta-once-erkek-mi-kadin-mi-doktora-basvurmalidir-2.html</link>
		<comments>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/kisirlikta-once-erkek-mi-kadin-mi-doktora-basvurmalidir-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 13:46:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Kısırlıkta Önce erkek mi kadın mı doktora başvurmalıdır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadinhastaligi.com/?p=676</guid>
		<description><![CDATA[Önce erkek mi kadın mı doktora başvurmalıdır
Aslında her ikisinin de aynı anda başvurması gereklidir fakat önce erkeğin tetkiklerinin yapılmasında fayda vardır. Kültürel yapımız gereği kısırlık söz konusu olduğunda hep kadınlar doktora gönderilmekte, erkekler ancak en son aşamada gitmekte yada hiç doktora gitmemeyi tercih etmektedirler. Öncelikle kadınların kısırlığı son aşamasına kadar araştırılmakta hatta gereksiz yere birçok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önce erkek mi kadın mı doktora başvurmalıdır<br />
Aslında her ikisinin de aynı anda başvurması gereklidir fakat önce erkeğin tetkiklerinin yapılmasında fayda vardır. Kültürel yapımız gereği kısırlık söz konusu olduğunda hep kadınlar doktora gönderilmekte, erkekler ancak en son aşamada gitmekte yada hiç doktora gitmemeyi tercih etmektedirler. <span id="more-676"></span>Öncelikle kadınların kısırlığı son aşamasına kadar araştırılmakta hatta gereksiz yere birçok tedaviler uygulanmaktadır. Çocuğu olmayan bir erkek önce Androloji konusunda uzman bir Üroloji uzmanına, bir Androlog’a başvurmalıdır. Önce muayene, özel sperm ve hormon tetkikleri gerçekleştirilir.<br />
Erkek kısırlığında tedavi basamaklar halinde uygulanır; başlangıçta basit ve sebebe yönelik tedaviler tercih edilir. Sorun tam olarak ortadan kaldırılarak çiftin evlerinde hamilelik sağlaması için ilaç tedavisi, mikrocerrahi, endoskopi uygulanabilir. Kesin tedavi olamasa bile erkeğin bu tedaviler ile durumunun kısmen düzelmesi sağlanarak yardımlı üreme tekniklerinden daha yüksek başarı ile faydalanabilecek hale gelmesi sağlanır. Uygun çiftler kocanın laboratuarda hazırlanan spermlerinin jinekolog tarafından eşe verilmesi (aşılama-inseminasyon) yönteminden fayda görebilir iken durumu daha ağır olanlara mikroenjeksiyon-tüp bebek uygulaması son çare olarak gerekebilir. Mikrocerrahide uygun kişilerde fayda oranı %80 olup hamilelik %40’a varabilmektedir. Aşılamada deneme başına % 20, tüp bebekte %25 hamilelik sağlanabilmektedir.<br />
Günümüzde tam kısırlik durumu çok daha nadirdir. Mikrocerrahi, endoskopi ve yardımlı üreme teknikleri ile eskiden netice alınamayan durumlarda bile çiftler çocuk sahibi olabiliyor. Erkekler suçu eşlerine atmak yerine kendileri de detaylı tetkik olmalıdır. Normal gibi görünen tek bir sperm tahlili yeterli değildir. Ayrıca çocuk sahibi olan bir erkeğin zaman içinde-örneğin varikosel etkisi ile- çocuk sahibi olamaz hale gelmesi de mümkündür. Kısırlık tedavisinde yurdumuzda tüm ileri tetkik ve tedaviler uygulanabilmektedir. Fakat kalite kontrolü ve tedavinin basamaklı yapılması ilkelerine uyulmayabilmektedir. Birçok tetkik ve tedavi çoğu zaman gerekli kalitede gerçekleştirilmemektedir. Ayrıca ticari amaçlar nedeni ile çiftler gereken tetkik ve basit tedaviler denenmeden pahalı ve ciddi anne ve çocuk sağlığı komplikasyonlarına yol açabilecek tüp bebek denemelerine ilk adım olarak başlatılabilmektedirler. Çok kolay ve ekonomik çözümler denenmeden ve bilhassa erkek tedaviler ile en uygun hale gelmeden tüp bebek yöntemine geçilmemelidir. Mikrocerrahi, endoskopi ve ilaç tedavileri birçok çifti tüp bebeğe gerek kalmadan çocuk sahibi yapabilmekte, en azından tüp bebek uygulamasındaki başarı şansını arttırmaktadır</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.kadinhastaligi.com/?p=676&amp;akst_action=share-this"  title="Email, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_676" class="akst_share_link" rel="noindex nofollow">ShareThis</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadinhastaligi.com/kadin-hastaliklari/kisirlikta-once-erkek-mi-kadin-mi-doktora-basvurmalidir-2.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
